Cuma, Eylül 10, 2010
   
TEXT_SIZE

Anday'ın Gizli Emri

 

Yazan: Aslı Günel

Bir kitap kulübüne üyeyim, 10 kişi kadar her ay toplanıyor ve bir önceki ay içimizden birinin seçtiği hepimizin okuduğu bir kitabı hep birlikte tartışıyoruz. Sonra da, blogumuzda (http://illederoman.blogspot.com/) o kitaba dair fikir ve yorumlarımızı ve bazen de iştahla spoiler’ları paylaşıyoruz. Ben, sıklıkla, geç kalıyorum yorumlarımı yayınlamakta…

Savsakladığım için değil ama işlerim beni bu aralar hemen her şeyden koparttığı için. Yine de, okumaktan asla geri kalamıyor ve gerekirse uykumdan tırtıklayarak gene de birkaç sayfa okumadan asla uyumuyorum.

Taa Aralık ayında okuduğumuz, fakat benim bugüne kadar hakkında yazmaya fırsat bulamadığım bir kitabı – hızımı alamayarak – buraya da taşımak istedim.

Kitabımız: Melih Cevdet ANDAY’dan Gizli Emir. Beni utandıran kitap…
 
Şöyle ki, bugüne kadar ütopik / distopik hikayelere büyük ilgi duyduğum için LeGuin'den Moore'a, Orwell'den Zamyatin'e (kendilerince ya da haklarında yazılmış) çeşitli yazılar / makaleler / romanlar okumuş ve birçok ortamda konu distopyaya geldiğinde ağzımın suları aka aka iştahla ve yüksek sesle herkesin sözünü ağzına tıkarak çeşitli ahkam kesmiş bir insanım. Ve Gizli Emir'den habersizdim! (Buna dair birkaç cümleyi geçen haftalardan birinde burada yazdığımı hatırlar gibiyim).

Kendime hem şaşkın hem de çok kızgınım, daha önce Anday'ın sadece şairliğini tanıdığım ve romancılığından - özellikle bizim edebiyat tarihimiz içerisinde türünün ilk örneği sayılabilecek bu romanından - bihaber olduğum için kendi kendimle bolca dalga geçerek kendimi aşağıladığım da bir gerçek.

Maalesef zaman yetersizliğinden ötürü Gizli Emir'in son 70 sayfasını çok kısa sürede ayaküstü ve hızlıca okumak zorunda kaldım ve sonrasında da yeni kitaplar okumam ve aynı zamanda da çalışmam, yemek yemem, uyumam gerektiği için de başka bir şeye zaman ayıramamam nedeniyle henüz geri dönüp tadını çıkarta çıkarta ve nüansları yakalaya yakalaya tekrar okumaya (en azından son 70 sayfayı) fırsat bulamadım. Ama başucumdaki yerini koruyor Gizli Emir. İlk fırsatta mutlaka oraya geri dönecek ve karakterlerle kaldığım noktada buluşarak biraz daha anlamlı bir yorum oluşturabileceğim.

Şu noktada diyebilirim ki, Melih Cevdet Anday hakkında hiçbir şey bilmiyor olmam beni biraz utandırdı (çünkü şiirlerini çok severim). Anday'ın filozof kişiliğini, birçok farklı konudaki fikir ve yorumlarını izlememe ve kendisini - sanırım - daha yakından tanımamı sağladı bu kitap. Sonsuzluk, bilim, evren, kuantum fiziği, akıl vs. sevgi, anarşizm, sanat, ölüm vb birçok konuda fikirlerini satırların arasına cömertçe serpiştirmiş Anday. Öyle ki, bir noktadan sonra romandan çok didaktik bir metin okuduğu hissini veriyor okuruna (ya da en azından bana verdi, isyan ettim ara sıra, ben roman okumak istiyordum, "öğreten adam"ın katı fikirleriyle tokatlanmak değil!).

Yine de, ve her şeye rağmen, okumaktan hiç pişman olmadığım ve mutlaka tekrar okuyacağım bir roman Gizli Emir. Çünkü, her şeyden önce, hala ve son derece güncel bir hikayeyi barındırıyor, günümüzün ergenekon, gizli devlet ve benzeri yapılanmasını çözmek için belki de enteresan fikirler içeriyor (Sayfa 75'i okumanızı ve "teşkilat"ın kapanması halinde serbest kalan görevliler için gerekecek olan yeni teşkilata dair ironik paragraf üzerinde düşünmenizi öneririm. Ya da sayfa 175'te "Siyasetçi Ahmet"in tanımlandığı paragrafın ne kadar da tanıdık geldiğini okursanız göreceksiniz).

Buraya bir iki alıntı almadan geçmek istemem:

Akıllı dostlarımızdan birine, ne duruyoruz?" diye sorduğumda, ne dedi bana biliyor musunuz? "Bunlar eskiden beri olagelen şeyler" dedi. "Olaylara tek tek çare bulmaya kalkışmak yanlıştır. Emir gelmeden ne yapsak boş..." (s.172-173)

Levhaların gerçeğiyle gerçeklerin levhaları aynı şey değildir. Bunun gibi, gerçeksiz levhalar ve levhasız gerçekler de vardır. (s.258)

“Ölen biz değiliz” olsa olsa korkakça bir kaçıştı, ama "ölenle biz aynı değiliz" kaba fakat cesur bir bölümlemedir. Bu cesaret gelişigüzel öldürmekten doğuyor. Kızgınlıktan öldürme, öç almak için öldürme, şan şeref için öldürme günümüzde yerini keyif için öldürmeye bırakmıştır. Evet, şaşmamalı, keyif için ya da can sıkıntısından. Bunun en belirli örnekleri toplu öldürmelerde görülüyor. Askerler bir köye giriyorlar, erkekleri öldürüyorlar, gelmişken kadınları öldürüyorlar ve öldürmüşken çocukları da öldürüyorlar. Üstelik bunlar o köyü korumak için gelenlerdir. Görüyor musunuz, düşman yerine dostu öldürmek dönemine girmiş bulunuyoruz. Bu tür öldürmenin ne kerte olağan karşılandığını anlatan tek gerekçe: "Nasıl olsa ölecek değil miydi?" gerekçesidir ve bunun cezası kimseyi korkutmuyor, çünkü bunun cezası şimdiye değin düşünülmemiştir. Suça karşı ceza anlayışı, tek tek insanların kafasında yer etmemişse, toplumun ceza biçmesi anlaşılmaz kalır. Çocukları olan bir adamın, başkasının çocuklarını öldürmesi, onun kafasında böyle bir ceza anlayışının bulunmadığını gösterir : "Ölen benim çocuklarım değil.” (s.266)

Yorumlar
Yeni Ekle Ara
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Web Sayfas1:
Başlık:
UBB Kodu:
[b] [i] [u] [url] [quote] [code] [img] 
 
 
:angry::0:confused::cheer:B):evil::silly::dry::lol::kiss::D:pinch:
:(:shock::X:side::):P:unsure::woohoo::huh::whistle:;):s
:!::?::idea::arrow:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.25 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Aslı Günel