Salı, Eylül 07, 2010
   
TEXT_SIZE

Bacakların Saldırısı

 

 

Yazan: Barış E. Alkım

Hadise’li Penti reklamında (Penti’ni göster!) gördüğümüz üzere, dünyada Beyonce ve Rihanna’yla yayılan uzun, kalın ve estetik kıvrımlardan yoksun sopa (soba?) bacaklı kadın akımı nihayet ülkemize kadar vardı.

Muhtemelen eskimiş futbolcuların belden aşağısını kesip incebelli kadınlara nakletmek suretiyle üretilen bu mitolojik varlıklar ortada gezindikçe podofobi (bacak korkusu) diye bir illetin ülkemizde domuz gribini alt ederek bir numaraya yerleşmesi an meselesi diye düşünüyorum.

Delany’nin bir kısmını 60’ların İstanbul’unda dolaşırken kaleme aldığı şaheseri The Einstein Intersection’ı okuyanlar bilir, (Türkçeye Einstein Kesişimi diye çevrilmişti) romanda Lobey adında mutant bir karakter vardır. Genetik saflığını yitiren insanların değerlerini, hatta Orfeus miti gibi efsanelerini yaşatmaya çalışan mutantlardan biri olan Lobey, zihinlerdeki müzikleri duyup bıçaklarının kabzasına oyulmuş flütlerle mükemmelen çalabilmektedir. Lobey, kendi fiziksel yapısını anlatırken belden yukarısının sıradan bir insanınkinden neredeyse farksız olduğunu, ancak bacaklarının iki katı kalınlıkta olduğunu belirtir. Bu şarkıcı şürekasını televizyonda her görüşümde acaba mutasyon çaktırmadan geldi de insanoğlunun mirasını geleceğe taşımak bunlara mı düştü diye merak ediyorum.

Peki, ben medyadaya maruz kalmaktan çarpılmış bir estetik anlayışıyla New Model Army’nin Ballad of Bodmin Pill’inin sözlerini okusam; o dehşetle her sözcüğü kendi bağlamından, mecazi anlamından, ironisinden ve eleştirisinden soyutlayıp “düz” anlamıyla (ya da öküzgözüyle veya birkaç kadeh Öküzgözü’yle) pekala mutant marşı bu demez miyim?

“Nasıl da dans ediyoruz bu ateşle, çünkü budur tek bildiğimiz

Sahne ışıkları bize döndü mü, elimizden geleni esirgemeyiz

Bizler kayıbız, sakatız, zayıfız, ucubeyiz

Bu dünyanın gerçek mirasçıları  bizleriz”

Hımmm. Gördünüz mü komplo teorisini?

Bacak demişken, canlıların uzuvları dendiğinde anormalliğin simgesi sayılabilecek yegane şey üç bacaklı olmaktır herhalde. Dört bacaklı olup da sonradan kazayla bir bacağını (ve normalliğini) yitiren birçok hayvan vardır mesela, onları konu dışı bırakıyorum. 90’ların başında bunlardan biri Boğaziçi’nde Güney Kampüs’ün simgesiydi ve adı da çok münasip bir şekilde Tripod’du. Severdim.

Aslen biyolog olan H.G. Wells de muhtemelen canlıların fizyolojisiyle çoğu kimseden daha içli dışlı olduğu için War of the Worlds’de (Dünyalar Savaşı) Marslıların dünyaya kah ışınlarla kah saldıkları zehirli kara dumanla dehşet saçan ve insanları avlayan dev makinelerini (Tripod’ları) üç bacaklı olarak düşlemişti. Zira kendiliğinden üç bacaklı olan bir varlık doğal, normal ya da “dünyevi” değildir. Üç bacak üzerinde yürümek bile simetriye alışmış bizlerin kolay kolay hayal edemeyeceği bir denge sistemi gerektirir.

Bir de başka türlü  üçbacaklılık var ama bu konuyu Fanzinci.com’un haberler kısmındaki “Afrika’nın Nüfusunda Patlama Yaşanacak” haberine heyula gibi bir zenci resmi koyup da Facebook’tan duyururken “Kaçın geliyorlar” başlığını atarak subliminal mesaj veren kimse o açıklasın.

Yorumlar
Yeni Ekle Ara
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Web Sayfas1:
Başlık:
UBB Kodu:
[b] [i] [u] [url] [quote] [code] [img] 
 
 
:angry::0:confused::cheer:B):evil::silly::dry::lol::kiss::D:pinch:
:(:shock::X:side::):P:unsure::woohoo::huh::whistle:;):s
:!::?::idea::arrow:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
Berk Ergin  - Triple     |81.215.22.xxx |2009-10-23 02:32:44
Hemen belirtmeliyim ki Beyonce'un bacaklarıyla bir sorunum yok. Aksine gayet de seksiler. Ama tripod yaklaşımına katılıyorum. Nitekim Warblade'de de triple shot'lara alışamadım bi türlü. Fotoğraf makinemde de tripod'u çok nadir kullanıyorum. Herkes çok işe yaradığını söylüyor. Ama o kadar işe yarayıp yaramadığını anlamadım henüz.

Zencilere gelince: Irk olarak üç bacaklı oldukları sönük halde 12 cm'lik Afrika bazlı saha araştırma ortalamasından belli.

Kaynak: Metin Özbek; İnsan ve Irk
Barış   |212.156.64.xxx |2009-10-23 11:56:31
Mesajı veren çıktı ortaya
Jülide Kayaş  - Bir   |85.104.79.xxx |2009-10-28 23:14:19
Hadise'nin onlarca, yüzlerce görseli varken, neden bu poz ve bu görsel?
Fanzinci'nin bunlara ihtiyacı var mı gerçekten? Hmmm...
Barış E. Alkım  - 1   |85.104.79.xxx |2009-10-28 23:15:00
Resmi ben seçmedim, ama pekala ben de seçebilirdim. Rahatsız edici bir yanı
olduğunu ya da birilerinin sırf bunu görüp "Koşun Fanzinci'de Hadise
resmi var" diye hitleri artıracağını da düşünmüyorum doğrusu.
Jülide Kayaş  - 2   |85.104.79.xxx |2009-10-28 23:16:43
Sevgili Barış,
Elbette insanların "Koşun Fanzinci'de Hadise resmi var!" diye siteye akın edeceğini düşünüyor değilim, bu kadar da
safdil olmamı beklemezsin herhalde? Görsele bakış açımızın aynı olmasını beklemiyorum hatta taban tabana zıt olması bile anlaşılır geliyor; bana göre rahatsız edici olan sana göre şahanedir, estetiktir; ona
da eyvallah.

Beni asıl rahatsız eden, Fanzinci'de ara ara hortlayan üçüncü sayfa güzeli ruhunun varlığı.

Delany ya da Wells'den de söz eden bir yazının tepesinde, Hadise'nin bu görselinin ne işi var? Yazıda
yerden yere vurulan bacaklar -isterse Photoshop marifetiyle olsun- gayet mevzun bir şekilde -cömert bir dekolte ve davetkar bir eda eşliğinde- neden okurun gözüne sokuluyor? Nasıl bir gözdür
ki acaba bu ("öküzgözü"?), ancak böylesi bir görselle birlikte hareketleniyor ve iki satır okumaya niyet ediyor?

Hiç böyle atraksiyonlara gerek yok öyleyse, "Hadise'yi hiç böyle görmediniz!" başlıklı bir fotoğraf galerisi çok daha makbule geçer. Yazıyı okuyan her durumda okuyacaktır, txt dosyası olsa bile.

(Rama'daki robotlardan, onların hareket mekanizmalarından söz ediyor
olsaydık keşke!)
Berk Ergin  - 1   |85.104.79.xxx |2009-10-28 23:18:08
Herkeşe selam,
Yazının sadece içeriğinin değil de biçimsel olarak da tartışılması sevindirici. Barış'ın rahatsız olmaması da...

Jülidenin konuya yaklaştığı nokta ise üçüncü sayfa güzeli anlayışıla. Ben bu
yaklaşıya katıldığımı söyleyemiyeceğim. Çünkü benim içerikle uygun olarak seçtiğim konseptlerde seksapaliteyi öne çıkaran anlayış daha çok The Sun ve taklitçisi Milliyet'in (hatırlar mısınız bilmem, arka sayfada
spor değil de the sun'ı taklit ettiğinde baya bi yaygara kopmuştu) arka
kapak güzeli anlayışına yakın.

Hortlama konusuna gelince: Hortlamak iyi
bir edimdir yav; zombiler falan. Ama bizde hortlamış bir şey yok. Fanzinci
olarak başından beri dünyadaki yayıncılık anlayışından kopuk
olunmayacağını
söylüyor ve uyguluyoruz. Zaten amaç da "fanzin" anlayışını fotokopiden kurtarabilmek. Yazıyı bütünlüğünde ele aldığınızda da bu yeri gelir Hadise'nin bacakları olur, yeri gelir Soderberg'in filminde oynayan porno yıldızı Sasha Grey olur... Diye
düşünüyorum.

Saygı, sevgi, hürmet...
Barış E. Alkım  - 2   |85.104.79.xxx |2009-10-28 23:20:27
Sevgili kadim dostum Jülide,
Delany ya da Wells'ten bahseden bir yazıda görsel unsur olarak Hadise'nin bacakları kullanıldı diye yazın
tanrılarının hışmına uğrayacağımı düşünmüyorum doğrusu.

Yazının çıkış noktası, yani kişisel estetik anlayışıma ters düşerek beni bu yazıyı yazmaya iten şey Delany'nin, Wells'in (veya yazınsal yaratımları olan Lobey'in veya Tripodların) değil de Hadise'nin (ya da Rihanna'nın ya da Beyonce'un) bacakları olduğuna göre, yazıda bunların resminin olması çok doğal değil mi? Yazı bacaktan bahsediyor
yahu; dükkanının vitrinine çalar saat koyan utangaç sünnetçi misali
"odun" resmi mi koysaydım?

Ayrıca Fanzinci'nin ana sayfasında
400x200, yazının üstünde 150x200 piksel boyutlu haliyle yer
alan bir resim
kimsenin gözüne sokulmuyordur. Hadise Türk müzik piyasasını teşrif
buyurduğu günden beri bu şekilde boy gösterdiğine göre, yazının üstüne
neden daha "edepli" fotoğraflarını koymadı diye site sahibine
çatacak da değilim, zira kendisi şu an ana sayfadaki gibi resimler aramakla
meşgul.

Sağlıcakla kal
Jülide Kayaş  - 3   |85.104.79.xxx |2009-10-28 23:22:25
Sevgili arkadaşlarım,
Her şeyden önce, bence görselin okurun gözüne sokulması için ekranın tamamını kaplaması şart değil. Hadi "gözüne
sokulması" demeyelim, mutlaka gözünü alması ya da dikkatini çekmesi
için diyelim; 1024 piksel genişliğe göre tasarlanmış bir sayfada, sol
üstte, 400 piksel genişlikte yer alan her tür görsel, sayfaya gelen her
ziyaretçinin mutlak algı alanındadır. Hele sözünü ettiğimiz alanın
sitedeki "flash haberler" için ayrıldığını düşünecek olursak,
bu görselin dikkatten kaçması mümkün değildir.

Benim bu görsele
itirazım bir "edeb" ihtiyacından kaynaklanmadığı gibi, sizlere
"edeb ya hu!" diye sesleniyor değilim. Yazının çıkış noktasının
Hadise'nin bacakları olduğu
da aşikar Barış, hiç bir yazımız için
edebiyat tanrılarının gazabına uğramayacağımız kadar hem de. "Yahu,
çıkış noktası belli, görsel neden bacak olmasın, 'odun' resmi mi
koysaydım?" sorusu, bir "odun" görseli ya da en iyi ihtimalle
feraceli Hadise görselini tercih ettiğimi -edep derdine düştüğümü!- ima
ediyor ki, en yumuşak ifadesiyle bana haksızlık!

"Hadise'nin Onlarca, yüzlerce görseli varken" özellikle bu, seksapeli tartışılmaz görselin kullanılması, yazının daha fazla okunması ya da "hit almasını" sağlamak için midir noktasını sorguluyor, Fanzinci'nin buna -hit almaya değil, hit almak için bu yöntemi uygulamaya- ihtiyacı var mıdır diye
soruyorum ben.

(devamı var...)
Jülide Kayaş  - 4   |85.104.79.xxx |2009-10-28 23:42:08
Fanzinci'nin en başından beri yanındayım, içindeyim. Farklı düşünen;
sesini, sözünü duyurmaya çalışan; en az bir kaç ortak ilgi alanına sahip üç beş insanın bir araya geldiği bir platform olarak çıktı ortaya Fanzinci. Sağolsun Berk'in ve teknik açıdan destek olan arkadaşlarının sonsuz mesaileriyle sitenin şekli şemali düzeldi, bu sırada Joomla'nın atmadığı takla kalmadı. Arka arkaya yayınlanan çizgi romanlar için
harcanan emek zaten her tür takdirin de ötesinde; diyecek tek söz yok!

Derken yazarların sayısı artmaya başladı, ne güzel! Fanzinci'de en sevdiğim özelliklerinden biri herhalde, yazarların, oyun odasına bırakıldıklarında sırt sırta verip kendi oyunlarına dalan yuva çocukları gibi kimi zaman tamamen ayrı tellerden
çalması, herkesin o sıra dert edindiği şey üzerine bir şeyler karalaması oldu hep. Bir baktım Yiğit zombilerle uğraşıyor; bir baktım Alper Pala tiyatrodan, oyunculuktan söz ediyor; Belgin Selen adını bile duymadığım grupların hayatımızı aslında nasıl etkilediğini anlatıyor; ve elbette diğer "mutantlar" başka şeyleri...

Kabak Hadise'nin başına patladı ama, benim yanlışlıkla "üçüncü sayfa güzeli" -ne demekse?!- dediğim, Berk'in düzelttiği "arka kapak güzeli" yaklaşımının sadece "ara ara hortladığını" hissetmem; evet, işte bu bariz safdillik oluyor; en başından beri olduğu teyid edildi çünkü.
(devamı var...)
Jülide Kayaş  - 5   |85.104.79.xxx |2009-10-28 23:45:44
Berk'in The Sun ve Milliyet'ten söz etmesiyle birlikte durum gayet netleşiyor; sorularımın cevabını aldığım gibi, Fanzinci'nin çizgisinin oturmaya başladığını görüyorum. İstikrar çok önemlidir ve o yüzden, anasayfayı benzer görsellerle doldurma çabası, içtenlikle söylüyorum, çok yerinde bir karar olmuş.

Her oluşumun, tıpkı bir canlı gibi, bir
hayat döngüsü var. İlişkiler, dergi, gazete, web sitesi, blog... Hepsi başlangıcından sonra evrilmeyi, değişmeyi sürdürür. Oluşumun parçaları ya bu evrimi benimser, uyum sağlar ve oluşumun içinde yer almayı sürdürür ya da kopar gider.

O halde, daha fazla uzatmadan; benden bu kadar sevgili arkadaşlarım, hoşçakalın!

Vesileyle, bugüne kadar "Yan Keski"den bir şeyler okuyan herkese
teşekkür edeyim.

(son)
Berk Ergin  - 2   |85.104.79.xxx |2009-10-28 23:50:35
Jülide, The Sun benzetmemden anladığın sanırım Fanzinci'nin cinselliğin meta olarak kullanıldığı bir mecraya dönüştüğü ve bu mecrada bulunmak istemediğin yönünde. Ya da başka nedenler olabilir; saygı duyuyorum. Ancak ben, şahsen, senin cinsel meta olarak gördüğün öğelerin bir kısmının
"estetik", "konsept", "akım" vs. olarak da algılanabileceğini düşünüyorum.

Fanzinci, yazarlarının, diğer yazar arkadaşlarının onca sıkıntı arasında güçlükle kaleme aldıkları sayfalarına ayrılma kararlarını yazabilecekleri kadar; kendi gitme haklılıkları içinde kalanları "salak" yerine koyabilecek kadar, onların daha sonraki çalışma isteklerini baltalayabilecekleri kadar hem de bunu "ahlak" kavramıyla
yaptıklarını düşünebilecekleri özgür
bir ortam.

Barış... Bu tavrın sayfana yansıtılmasından dolayı özür diliyorum. Ama maalesef her ne kadar çocukça yan etkileri olsa da, demokrasiye katlanmak zorundayız. Anlayışını temenni ediyorum.

Selamet ve saygılarımla...
Ölüsever  - Hoka Hey   |85.104.79.xxx |2009-10-28 23:52:16
Jülide'nin keyifli yazılarını, kendi yorumunda da belirttiği üzere Fanzinci'nin Hadise resminde beden bulan dünyayı içime alırım temalı eklektik tutumumuz yüzünden okuyamayacak mıyız? Fanzinci'nin milliyet.com misali "çıplak fotoğrafları için tıkla" sayfasını henüz
oluşturmamış oluşu, bence bu eklektik tutumun sınırlarını gösteriyor. Benim en çok eleştirdiğim çizgi roman karakterlerinin seksi fotoğraflarını vermemizdi. Ancak seksi fotoğraflar Jülide'nin ya da Belgin'in tek bir yazısından, bir satır okutacaksa, kendi çıplak fotolarımı yüklemeye hazırım. Sanat için soyunurum ama öpüşmem. Ne ki
Jülide'nin bence kesinlikle es geçtiği, içerik ve görsel uyumu. Lütfen, kadınlar vardır, cinsellik vardır, müstehcenlik
vardır, bu yazının içeriği ile de uyumludur. Dahası yaşadığımız muhafazakarlık döneminde 3. sayfa güzeli de güzel bir direniştir. Yaşasın bacaklar ve dikiş makinaları.
Berk Ergin  - Sansür   |85.104.79.xxx |2009-10-29 00:03:26
Fanzinci'nin yönetim paneline erişebilen bir üyesi olarak, Jülide'nin, Barış'ın sayfasında yayınladığı sitenin yayıncılığına ilişkin yorumlarını, tartışmasının sonunda siteden ayrılma kararıyla birlikte bir müdahaleye dönüştüğünü düşünerek silmemden ötürü sansürcülükle itham edilmiş bulunmaktayım. Halen ben Barış'ın ve oluşumumuzun değerini korumak adına yaptığım bu davranışın bir sansür olduğunu düşünmemekle birlikte; Jülide dahil sizlerden gelen tepkiler neticesinde sorumluğu tek başıma alıyor ve hepinizden özür diliyorum.
P.S. Yukarıda numaralandırılmış yorumlar, sildiğim yorumlardır.
Saygılarımla

3.25 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Barış E. Alkım