Ars Gratia Artis
Salı, 05 Ocak 2010 13:36
Yazan: Belgin Selen Haktanır Us
“Sanat yağcılıktan uzak olmalı…” Whistler [The White Girl (1862), Grey and Silver Battersea Beach (1863), Harmony in Blue and Silver: Trouville (1865), An Orange Note (1884) gibi eserlerin ressamı] bir zamanlar böyle demiş.
Whistler’ın sanat tanımı elbette bundan ibaret değil, ancak bana göre ‘sanat sanat için’ tartışmasının ardındaki en mühim noktalardan biri de bu. Sanatın öğretici ve ders verir nitelikte olması gerektiği fikrine karşılık olarak 19. yüzyılda Fransa’da ortaya çıkan 'sanat sanat için yapılmalı' Sloganı, sonraları özellikle İngiltere’de rağbet gördü. L’art pour l’art terimini ilk kullanan kişinin Théophile Gautier olduğu öne sürülse de Victor Cousin’in, Benjamin Constant’ın ve Edgar Allan Poe’nun da aynı dönemlerde bu fikri desteklediği ve sloganı kullandığı görülür. Britannica Ansiklopedisi’nde bu terimi ortaya atan kişinin Victor Cousin olduğu belirtilir. Leopold Senghor ve Chinua Achebe gibi Afrikalı yazarlarsa bu sloganın sanatı ve yaratıcılığı kısıtladığını ve daha ziyade Avrupalıların görüşünü yansıttığını öne sürerler.Ars Gratia Artis sloganını içinde barındıran Estetizm/Estetikçilik akımıysa esas olarak ‘çirkin ve ‘nihilist’ sanayi çağına bir tepki olarak 19. yüzyılda ortaya çıktı ve ana hatları Immanuel Kant tarafından oluşturuldu. Kant’ın estetizm konusunda öne sürdüğü başlıca fikir en yalın haliyle, güzellik yargısının kişinin hayal gücüyle oluştuğu. Kant estetik yargıları Yargı Gücünün Kritiği isimli eserinin “Güzelin Analizi” bölümünde dört ana gruba (nitelik, nicelik, bağıntı ve modalite) ayırarak çözümleme yoluna gider.

Kant bir şeyi güzel ya da çirkin olarak nitelerken hayal gücü kadar, mantığın da rol oynadığını söyler. Kısacası, bir şeyin güzel olduğu yargısına varırken, hem hayal gücümüzü, hem de mantığımızı kullanıyor, bunu oldukça da kişisel bir biçimde yapıyoruz. Ancak, Kant varılan bu subjektif yargıların aynı zamanda evrensel bir gerçekliğe de işaret ettiğini savunur.
Bu arada, hem usdışıcılık, hem de estetizm, olguculuğa karşı birer tepki olarak başlamış ve Kant’ın ‘görünmeyen varlık alanı’ olarak tabir ettiği kavramı vurgulamış. Görünmeyen varlık alanı zaman, mekân ve nedenselliğe dayanmayan bilgilerden oluşuyor. Kant’a göre, etik, estetik ve mantık bu görünmeyen varlık alanı dâhilinde değerlendirilmeye tabii tutulmalı.
Bu sabah John Keats’in bir şiiri aklıma geldi. Keats, “Bir Grek Vazosuna Methiye”’de “Güzellik gerçektir, gerçek de güzellik” der. Aklımdan birbiri ardına geçenler beni aniden bambaşka yerlere götürdü. Günlük, basit ve sıradan olduğunu düşündüğümüz hayatımızın (hepimiz için geçerli bu) aslında ne kadar olağanüstü bir nitelik taşıdığını keşke her gün, her saat ve dakika hatırlayabilsek ve bilsek. Yok, ‘yine’ karamsar bir ruh hali içerisinde bitirmiyorum yazıyı. Bu, güzellikleri görmeyi unutanlar için bir hatırlatma. Ne de olsa, görmeyi bilenler ve hatırlayanlar için güzellikler öyle kolay kolay tükenmez. Keats vazoya bakmış, o dizeler dökülmüş kaleminden. Okulda içimi bayan bu şiirin anlamını seneler sonra biraz daha ve hiç beklenmedik bir anda düşündüğümde, içimden nedense şunu söylemek geçiyor:
Bizler evrene yol göstermiyor muyduk? Bir yerde, bir zamanda, bir şeyler ters mi gitti, ne dersiniz? Olduğumuz yerde ve zamanda güzel olanı görmemek için ısrar ederken, nereye gidiyoruz?
| Yorumlar |
|
3.25 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."
Belgin Selen Haktanır
- -