Akira'ya Giriş
Çarşamba, 25 Kasım 2009 05:45
Sağlıklı olmayan toplum koşulları, toplumsal birer canlı olan bireyleri sağlıksızlaştırır. Oysa birey egosantriktir. Tüm evrenin merkezi, kişinin kendisidir ve söz konusu kişinin kendisi olduğunda tıpkı robot alegorisinde olduğu gibi kendi yaşantısını devam ettirme, diğer her şeyden önemlidir. Dolayısıyla birey, kendini devam ettirme pahasına sağlıklı olmayan toplum koşullarını görmezden gelir.
Doğrudan ihtiyacı hayatta kalmak olduğu için, kümülatif olarak yığılmasından oluşan toplum kendisinin bir parçasıdır. Kendi parçasının ötesindeki bütün ile yakınlığı bir başka galaksiyle yakınlığı kadardır. Dolayısıyla kendi hayatta kalma koşullarının üzerine birikim yapabilen insan, hayatta kalma uğraşı veren insandan daha çok toplumun kendisiyle olan ilişkisinin ötesindeki bağlantıları sorgulayan ve müdahil olmaya çalışan insandır. Tıpkı Aristoteles’in Politika’da söylediği gibi. Dolayısıyla bu iki toplumsal insan dışında bir insan kavrayışı toplumsal olarak yoktur.Ancak toplumun sosyal canlısı olan insan, toplumun ilişkilerini sorgulayamaz çünkü bunun ötesine geçilmeye çalışıldığı anda; tüm bu oyuna dâhil olanlar böylesi bir girişimi “metafizik” olarak yaftalarlar. Sistem analizleri ve alternatifleri bu “metafizik”ten kaçtığı için aslında yüzyıllardır hep tek bir toplum tartışıla gelmiştir. Dolayısıyla toplum üzerine metafizik çalışmalar sanat eserlerine terk edilmiştir. Bu sanat eserlerin bir kısmını, büyükçe bir kısmını ütopyalar oluşturur. (Bk. Ütopyalar). Oysa toplumsal bir sosyal canlı olmanın ötesinde, türünün bir üyesi olarak insanı kendi başına ele aldığınızda onun olanaklarını gözlemlemeye başlarsınız. Bu gözlemlerin a priorisi ise “kültür”dür. Kültür üreten bir canlı olması, insanın toplum üretmesinden öncedir.
Dolayısıyla hep aynı toplumu inceleyen bilimciler, bilimlerinin sınırlarını devletlerin sınırlarıyla çizerler. Pek azı ise sınırları bulanıklaştırır. Oysa ki, belirttiğim üzere insanın kültür a priorisi üzerinden insan fenomenini tarihsel olarak incelemeye başlarsak; bu canlı türünün söz konusu tarihsel süreçte mutasyona uğradığını gözlemleyebiliriz. Ancak mutasyonlar her ne kadar sonraki nesilleri var etseler de, mutasyona uğradıklarında doğada en hızlı ölenlerdir. Türünü devam ettirebilecek kadar hayatta kalabilmeleri için onları uzun bir “savaş” süreci bekler. Bu noktada Herakleitos’un arkhe’lerine dönüşümüz kaçınılmazdır. Ve bu dönüş aslında kültürün tıpkı Parmenides’te olduğu gibi “bir” olduğunu ispatlar. Dolayısıyla kültür a priorisi her a priori gibi dönüşmez ama kendini açımlar. Bu açımlamaya “ilerleme” demek insani bir duygusallıktır. Bu duygusallığın bizi düşüreceği yanlışlara karşı da elimizde distopyalar vardır.
İşte siz mutantlara, içinde yaşadığınız sağlıksız dünyada ölümcül bunaltınıza esin kaynağı olacak bir baş ucu eseri: Akira!
Berk Ergin
| Yorumlar |
|