Cuma, Eylül 03, 2010
   
TEXT_SIZE

Boyut Ötesi Düşünceler Silsilesi

Vizyondakiler

Yazan: Alper Pala
Küçük çocuk, mutfağın tahıl çekmecesinden bir adet benden alıyor. Ne işi olabilir ki benimle? Ben ki naçizane bir fasulyeyim. Durduk yerde beni vücuda getirip büyümemi seyredecekmiş. Ne işin var be kardeşim? Canın çektiği bir gece ye gitsin beni. Delirdin mi beni büyütücen? Ağzı var dili yok denir ya...

Bende ağız da yok; diyemiyorum dur yapma diye. Yoğurt kasesinde iki kat pamuk arasına koyuluyorum bir sonbahar günü. O sıcak yetmezmiş gibi bir de kurudukça vıcık vıcık sulanıyorum. Pamuk leş gibi kokmaya başlıyor daha vücuda bile gelmeden; sanki başıma neler geleceğini fısıldar gibi. Aradan beş gün geçmiş durumda. Çok acayip bir ağrı hissediyorum; sanki beynim patlayacak. Ve patlıyor da... Beşinci günün sonunda patlayan yerimden yeşil renkli yumuşak bir şey çıkıyor; daha sonra öğreniyorum ki filizmiş?! Sanki muazzam bilimsel bir olay başarılmış gibi başımda toplanılıyor pamuktan kafamı çıkardığımda. Etraf duman kokusundan geçilmiyor. Evin içinde bol miktarda tütün içilmekte. Vücuda gelmeme sebep olan şahsiyetteyse en ufak bir vicdan muhasebesi yok. Sanki dumanlı ortama alışkın olmam gerekiyormuş gibi davranılıyor. Aradan on gün geçiyor. Artık fazlaca boy attığımdan, yoğurt kabıyla ilişiğimin kesilmesi gerektiği kararına varılıyor ve saksı içindeki toprağa naklediliyorum. Aradan günler geçiyor ve vücuda gelen dalımda yeni bir fasulye oluşuyor; yine ben! Dalımdan özensiz bir biçimde kopartılıyorum. Çok enteresan. Sanki hiç o bitkinin üzerinde yaşamamışım. Ruhun bedenden ayrılması gibi. Tüm bilinç, kopardıkları bende?!

Sadece şamata olsun diye o gün evde pişirilen kuru fasulyenin içine katılıyorum. Tenceredeki arkadaşlarla pişene kadar muhabbet ediyoruz. Bir fasulyenin yaşamı, pişirilip yenildiği anda başlarmış aslında. Bir yaşıma daha giriyorum sanal olarak. Akşam eve misafir geliyor; tanımadığım bir takım insanlar. Yalnız birisi var ki kendisine hayran oluyorum. Evin hanımının üniversite arkadaşıymış. Onun tarafından yenilmek için can atıyorum. Evin hanımı misafirleri sofraya buyur ediyor. Biz bütün arkadaşlar, bir ara payreks olduğunu işittiğim camdan bir kap içindeyiz. Ev sahibi tek tek tabaklara servis yapıyor. Meğer bu hanımın kuru fasulyesi memleketinden ötürü epey meşhurmuş. Arkadaşlarımın bahsettiği gerçek hayatımın başlaması için bekliyorum. Bari o güzel kız tarafından yeneyim. Acaba şanslı mıyım? Güzel kızın tabağına konmak üzere kaba daldırılan kepçenin içinde buluyorum kendimi. Demek şans denilen şey buymuş. Kapta kalan arkadaşlarım arkamdan ıslıklar çalmaktalar; şanslı çocuk diye. O an vücut hatları mükemmel olan kız, güzelliğinin sırrını açıklarcasına az yemek istediğini söylüyor. Ev sahibi ne kadar ısrar etse de kararından vazgeçmiyor. Sıkı rejimdeymiş. Rejim ne demekse?! Mankenmiş. Manken ne demekse?! Ben nereden bilebilirim? Ben naçizane bir fasulyeyim. Güzel kızın inadı karşısında, ev sahibi doldurduğu kepçenin yarısını kaba geri boşaltıyor. Boşaltılanlar arasında ben de varım. Hayata başlamadan ilk hayal kırıklığım. Geriye sadece bir misafir kalıyor; gayet kilolu ve sonradan anladığım kadarıyla ağzının içi yara ve çürük dolu. Kapta kalan arkadaşlarla güzel bir hayat yaşayamayacağımız belli. Kabın içinde hemen hemen son misafire yetecek sayıdayız. Kendi payı artı mankenin payının yarısı; doyuramayacağız ama hayırlısı...

Arkadaşlarla beraber tabağa boca ediliyoruz. Demek ki fasulyelerin, istedikleri hayatı seçmek gibi bir şansları yok; hangi tabağa boca edilirlerse o hayatı yaşamak durumundalar. Derken ev sahibesine derin iltifatlar eşliğinde yemek yenmeye başlanıyor. Çoğu arkadaş gerçek hayatlarına başlamış durumdalar. İlk kaşık darbesinden kurtuluyorum. İçinde bulunduğum tabağın sahibinin yemeğini yerken, tabağı fazlaca karıştırmak gibi bir huyu var. Nitekim ikinci kaşık darbesinden kurtulduktan sonra kendimi yemek suyunun derinliklerinde buluyorum. Dışarıdan en ufak bir ses gelmemekte. Tencerede pişerken su denilen bir sıvının içine atıldığım zamanki gibi bir ses duymaktayım. Üçüncü kaşık darbesinde yemek suyunun üzerine çıkıyorum. Ufak da olsa bir ümidim var. Belki kilolu kadın yemekten kesilir, ben de kurtulurum. Ama bana mısın demiyor. Zaten dese de bu sualini cevaplayacak durumda değilim; zira söylemiştim; ağzım, dolayısıyla dilim yok! Ama rasyonel düşünecek olursanız bana mısın sualinin cevabı sanayım olmalı?! Bana sorulmadığı halde ev sahibesi tarafından ona yapıldım; evet; bana mısının cevabı sanayım... Dördüncü kaşık darbesinden de kurtulduğumda yeni bir ümit ışığı doğuyor. Kilolu kadın yemeğe mola vererek içkisini yudumluyor. Tam bayram yapmak üzereyken, öncekinden daha iştahlı bir biçimde çalakaşık tabağa yöneliyor.

Beşinci kaşık darbesinin sonunda kendimi gerçek hayatımın başlangıcında buluyorum. Karanlık ve ıslak bir yerde, tüm vücuduma inip çıkan sert kütleler tarafından parçalanmaya başlıyorum. Canım fena yanıyor. Niye fasulye olarak yeryüzüne geldim? Fasulye olmayı hak edecek ne kötülük yaptım ben? Kime veya kimlere?! Sadece parçalara ayrılsam razıyım. Ama bir türlü ölmüyorum. Un ufak olmama rağmen iç geçiriyorum acaba beni şimdi tükürse her parçam yeni bir hayata başlayabilir mi diye... Umut fakirin ekmeği tabii... Hayat çok acımasız. Hiç istemememe rağmen, yumuşak bir nesne tarafından daha karanlık bir yerlere itiliyorum. Sanki ince uzun bir koridor. Ağız içi gibi ara sıra ritmik şekilde ışık da gelmemekte. Hiç bitmeyecekmiş gibi. Hayatın en zor kısmı. Şu ince ve uzun ve karanlık ve dar ve sıcak koridoru aşsam belki de rahata kavuşabilirim. İstemediğim hayat içinde rahat bir kesit; züğürt tesellisi. El yordamıyla anlıyorum ki genişçe bir yere geldim. Git gide eridiğimi hissediyorum. Ritmik kasılmalar eşliğinde sanki içimden sıvılarım dışarı çıkıyor. Bana sorulmadan benim, bana ait, belki de ileride bana lazım olacak vitaminler alınıyor. Beni yiyen vücudun hücrelerine lazımmış! Geri dönmek istiyorum. Mide içinde şiddetli bir biçimde çırpınmaya başlıyorum; sineğin örümcek ağında çırpınması gibi. Diğer fasulye arkadaşlar bana göz yaşları içinde bakıyorlar; yapacak bir şey olmadığının bilincinde; bazı canlıların kaderlerini değiştirmek ellerinde fakat bu kural biz fasulyeler için geçerli değil gibilerinden. Ben yine de çırpınmaya devam ediyorum. Dışarıdan yani sofrada oturanlardan sesler gelmeye başlıyor. Beni yiyenin midesi bulanıyormuş. O an vücudun kurmayları beni hücreye kapatıp işkence ediyorlar. Eğer vücut sahibi beni kusarsa durumum daha da feci olurmuş. Kendimi kanalizasyonda bulurmuşum. Pek bir itirazımın olamayacağı belirtiliyor. Zaten beni yiyen tarafından yukarıdan bana gönderilen acayip kokulu ve benim için zehirli bir sıvıyla baygın hale geliyorum. Sonuç itibarıyla sindirilmiş vaziyetteyim. Geri dönüş için çok geç. Zaten nispeten de rahat durumdayım; yemek borusuna nazaran. Çok acı da olsa bazı şeyleri kabul etmek gerekiyor; çok yazık! Neyse; Allah sağlık versin. Belki ileri ki zamanlarda ideallerim gerçek olur. Ve vücut faaliyetinin kalan kısmına kaldığı yerden devam ediyor. Madem bu tarz bir hayat sürecektim, bari o güzel kız tarafından yenilseydim diye düşünüyorum.

Aah ah... Ne güzel olurdu şu an tarlada etrafı seyrediyor olsaydım. Ne güzeldir şimdi tarlalar. Çiftçi tarafından unutulmuş fasulye olsaydım, şu an selvi boylu delikanlıydım. Karıncalarla dosttum, yağmur damlalarının başımın üzerinde yerleri vardı, korkulukla; hatta kargalarla bile... Varsın dalga geçsinler boyumla fasulye diye... Varsın Hilmi Ağa’ nın küçük oğlu tarlanın ortasında gizli gizli üzerime işesin. Su temizler bedenimi; önemli olan ruh temizliği... Varsın karabaş eşelesin kökümü, toprağa düşeyim. Gene vücut bulurum, gene yaşarım istediğim özgür hayatımı doyasıya. Fasulyenin kaderi hayatını sindirim sisteminde yaşamak değil. Buradan sağ kurtulursam beni tarlaya eksinler. Fazla bir şey istemiyorum. Yakınlarımda ulu bir çınar altında, sıradan bir mezara komşu olayım. Nazım Hikmet miyim lan ben?! Nazım Hikmet ne?!

Mide içinde iyice yumuşadıktan sonra daha dar ve pis bir yere geçiyorum. İçerisi yine zifiri karanlık. El yordamıyla duvarlara dokunup anlamaya çalışıyorum. Duvar ötesinden gelen bir darbeyle irkiliyorum. Sanırım beni yiyen zat, avuç içiyle bulunduğum duvarın dış kısmına vurmakta. Acaba buna neden ben miyim? Gaz türünden sesler duyuyorum dışarıdan; gaz ne demek? Yoğun bir baskı altında yine kasılmaya başlıyorum. Ne güzel midede bir süre de olsa rahata ermiştim. Bu da ne şimdi? Gittikçe halden düşüyorum. Artık duvarlara dokunacak, etrafı koklayacak dermanım bile yok. Usanıyorum. Bu hayat ne zaman sona erecek? Ne olacaksa olsun artık! Mide saatlerime geri dönmek istiyorum. En azından belli bir çalkantı içinde kendi halimde idare ediyordum. Burası çekilmez. Daha kötüsü olamaz. Artık düşünme gücümü de kaybettim bu sindirim sisteminde. Madem ki bu tarz bir hayat yaşayacaktım, ne olurdu o kız yeseydi beni?! Olamaz gözlerim kararıyor. Enerjim kalmadı. Tamamen başkalaşmış durumdayım. Tanımadığım nesnelerle birbirimize kenetleniyoruz. Sanırım son bir hamleyle buradan kurtulmaya çalışacağız. Ben daha ta midede söylemiştim. Anca’ akılları başlarına geldi; iş işten geçtikten sonra. Ama hayır; bu bir saldırı hazırlığı değil. Kenetlendiğim nesneler, benim gibi başkalaşım geçirmiş diğer arkadaşlarım. Aynı şeyi onlar da benim için düşünüyorlar kuvvetle muhtemel; ben de onlara kenetlenmiş vaziyetteyim. Daha da dar görünen bir yerde sıkıştık kaldık. Birden kuvvetli bir efor bizi havadar bir yere itiyor. Yoksa kurtulduk mu? Ama artık hepimizden geçmiş. Bilincimiz gitmiş durumda. Evet... Yaşadığımız hayat bizi sıçıyor hiç acımadan.

Baki kalan kubbede fasulyeden bir hayat işte... Kalanlara selam olsun...

Not: Yok artık... Şimdi de balığın midesindeyim. Ya Settar, ya Rahim.

Devam edecek...

Yorumlar
Yeni Ekle Ara
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Web Sayfas1:
Başlık:
UBB Kodu:
[b] [i] [u] [url] [quote] [code] [img] 
 
 
:angry::0:confused::cheer:B):evil::silly::dry::lol::kiss::D:pinch:
:(:shock::X:side::):P:unsure::woohoo::huh::whistle:;):s
:!::?::idea::arrow:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
arif   |62.248.31.xxx |2010-08-20 16:05:46
bunu facede paylaşmak güzel olurdu
doğu   |95.10.230.xxx |2010-09-02 03:32:27
ibretlik bir hikaye

3.25 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Mutantlar

Forumdaki Mesajlar

in Fanzinci Çizgi Romanları by Berk Ergin, 01-09-10 01:57
in Fanzinci Çizgi Romanları by McMurphy, 31-08-10 17:03
in Fanzinci Çizgi Romanları by McMurphy, 31-08-10 16:10
in Fanzinci Çizgi Romanları by Berk Ergin, 31-08-10 12:25
in Fanzinci Çizgi Romanları by Berk Ergin, 31-08-10 00:48
in Fanzinci Çizgi Romanları by Berk Ergin, 31-08-10 00:40
in Fanzinci Çizgi Romanları by McMurphy, 31-08-10 00:29
in Fanzinci Çizgi Romanları by Berk Ergin, 30-08-10 23:47
in Fanzinci Çizgi Romanları by McMurphy, 30-08-10 15:59
in Fanzinci Çizgi Romanları by Darkruse, 30-08-10 15:20