Cuma, Eylül 10, 2010
   
TEXT_SIZE

Harikulade Bir Dünya

Araştırma

 

Yazan: Sevin Okyay

James Cameron, ‘Titanic’ten 12 yıl sonra ‘Avatar’da yepyeni bir dünya yaratmış. Doğrusu, çok da daha hoş bir dünya.

‘Titanic’e tepeden bakan biri değilim, usulünce yapılmış bir süper yapım, güzel bir aşk hikâyesi de anlatan mükemmel bir felaket filmiydi. Ama bayıldığımı ya da bende kalıcı bir iz bıraktığını söyleyemem. Buna karşılık, Cameron’un yeni filmi ‘Avatar’, kolay kolay unutulacak bir film değil. Hazret, 11 heykelcikle Oscar rekorunu ‘Ben Hur’la paylaşan, iki milyar dolara yakın hasılatıyla da birinci sırada olan filminin ödülünü almak için Oscar töreninde sahneye çıkınca, dünyanın kralı olduğunu ilan etmişti. 12 yıl sonra yaptığı ilk filmi izledikten sonra, gene böyle bir iddiada bulunursa hiç şaşmayacağımı söyleyebilirim.

Yıl 2154, esas karakterimiz ise kötürüm kalmış olan sabık deniz piyadesi Jake Sully (Sam Worthington). İkiz kardeşini kaybeden Sully, Amerikalı askerler ve bilimadamlarıyla birlikte, kendi doğasını müsrifçe yiyip bitirmiş olan dünyadan kalkıp, büyük bir yıldızın uydusu olan yerküre büyüklüğündeki bir aya yapılan sefere dahil oluyor.
Onu seçmelerinin yegane nedeni ise, bu görev için hazırlanmış olan ikiziyle genetik açıdan uygunluğu. Bilim ekibinin başındaki Grace (Sigourney Weaver), araştırma yapacakları konuda hiç eğitim görmemiş olan Jake’in varlığından hoşnut değildir ama, büyük masraflarla yapılan avatara da başkası uymaz. Sefer ekibinin başında, acımasız şirket temsilcisi Parker Selfridge (Giovanni Ribisi) ile asla pes etmeyen Albay Miles Quaritch (Stephen Lang) vardır.

Filme adını veren avatarın ne olduğuna gelince, bilgisayarlara aşina olan herkesin bildiği gibi avatarlar, bilgisayarı kullanan kişinin üç boyutlu bir modeli, ikonu, lafın kısası alter-ego’sudur. Sanskritçe, ‘benliğin bir biçimi’ anlamına gelen avatar, Cameron’un filminde de insanlar tarafından kullanılan, Pandora sakinlerinin fiziki özelliklerine sahip modeller anlamına geliyor. İnsanlar Pandora adlı bu ayın atmosferinde nefes alamadığı için, araçlarından çıkabilmek için avatarları kullanmak zorundalar.

Jake gemide bir tür trans halinde yatarken  uyurken, beyniyle Pandora’da, Na’viler arasındaki avatarını kontrol ediyor. Na’vi denen bu barışçıl varlıklar, mavi tenli, altın rengi gözlü, narin devler. Boyları 3-3.5 metre arasında değişiyor. İnsanlar onların yanında cüce gibi kalıyor. Na’viler, dünyalarının dengesine, ilahlarına, doğayla uyum içinde yaşamaya inanıyorlar. Gökten gelenlerin iyi niyetine ise inançları yok. İyi de ediyorlar, çünkü (herhalde emperyalizmde üstlerine kimse olmadığı için) Amerikalılar’ın temsil ettiği insanların gözü, onların ülkesindeki çok değerli bir madende.

Kendini Grace’in emri altında kabul eden, kadının her fırsatta küçümsediği kötürüm asker Sully de, bu avatarlardan biri. İşin hoş tarafı, Pandora’da olduğu zaman yürüyebiliyor, hatta koşuyor, sıçrıyor. Avatar’ı uyuyunca da Jake, tabut gibi bölmesinde uyanıyor. Bu yabancı diyarda, kutsal ağacın tohumları üstüne konduğu için Na’viler onu öldürmüyor. Lisanlarını öğrensin, kültürlerini benimsesin diye, onu bulmuş olan narin ama savaşçı Prenses Neytiri’ye (Zoe Saldana) emanet ediyorlar. Askerlerin başındaki Albayın niyeti ise, bilimsel araştırmayı boşverip Jake’i, Na’viler arasındaki casusu olarak kullanmak. Ne var ki, Jake’e zamanla Pandora’da geçirdiği saatler gerçek, uzay gemisindekiler rüyaymış gibi gelmeye başlıyor. Neytiri de güzel bir kız. Boyunun da önemi yok, çünkü Jake’in avatarı ondan da uzun.

Üç boyutlu olarak izledik, oysa Cameron İMAX olarak çekmiş. Görsel olarak daha ne kadar iyi olabilir, doğrusu hayal edemiyorum. Ancak, bir kere de İMAX olarak izlemeye niyetliyim. Pandora’nın koca ormanında dolaşırken, Na’viler’i ve onlara ayak uydurmaya çalışan Jake’i izlerken, gerçekten kendinizi rüyada sanıyorsunuz. Rivayete göre, Cameron filmin hikâyesini 15 yıl önce yazmış da, hayal ettiği dünya ve sakinlerini yaratacak teknolojiyi beklemiş. Ormanda yaşayan bu uzaylı ırk, doğa ile aralarındaki uyumla, avladıkları hayvanlara karşı tavırlarıyla, inançlarıyla, Amerika kıtası yerlilerini andırıyorlar. Ormanları ve kendileri de bana Mel Gibson’ın etkileyici ‘Apocalypto’sunu hatırlattı biraz. Ama en çok denizaltı hissi veriyor. Demek ki Cameron’un son yıllarda çektiği onca denizaltı belgeseli boşa gitmemiş.

Cameron, düpedüz çevreci ve savaş karşıtı bir film yapmış. Üstelik, herkesin görmek isteyeceği, merak edeceği bir film bu. Pandora’nın doğal özellikleri, harikulade Ev Ağaç’ı, süzülen bulut adaları, havada duran kayaları, gergedan benzeri 30 tonluk canavarlar başta olmak üzere orman mahlukatı, at ve uçan binek olarak kullanılan ve kendileriyle mutlaka bir bağlantı kurulan yer-gök hayvanları, devasa kırmızı ‘kuş’ (aslında kuş demek caiz mi, bilemiyorum) bile filmi izlemek için yeterli neden oluşturabilir. Bir diğer neden de Na’viler’in kendisi. Ama yok ben ille de insan istiyorum derseniz, beş tanesinin dışındakiler beş para etmemek koşuluyla, onlardan da bolca var. Kâr uğruna, kural uğruna canlıları öldürmekten kaçınmayan yaratıklar, yani bildiğimiz insanlar. Gerçi Cameron bizi finaldeki klişelerden de esirgemiş olsa daha memnun olurdum ama, ‘Avatar’a başka itirazım yok.

Nasıl olsa merak edip gideceksiniz, pişman olmayacağınıza inanıyorum. James Cameron eleştirmenlerin beğenmeyeceği ihtimalini göze alsa da, onlar da beğenecek sanırım. Roger Ebert, dört yıldızı çakmış bile. Hem pazartesi itibariyle, ‘Avatar’ ve James Cameron Altın Küre’ye de aday oldu. Şu tesadüfe bakın ki, üstadın beş karısından üçüncüsü olan, pek beğendiğimiz yönetmen Kathryn Bigelow da hem yönetmen, hem film dallarında Cameron’ın rakibesi...

Yorumlar
Yeni Ekle Ara
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Web Sayfas1:
Başlık:
UBB Kodu:
[b] [i] [u] [url] [quote] [code] [img] 
 
 
:angry::0:confused::cheer:B):evil::silly::dry::lol::kiss::D:pinch:
:(:shock::X:side::):P:unsure::woohoo::huh::whistle:;):s
:!::?::idea::arrow:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.25 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Mutantlar

Forumdaki Mesajlar

in Fanzinci Çizgi Romanları by Berk Ergin, 10-09-10 23:41
in Fanzinci Çizgi Romanları by ozanca2, 10-09-10 23:35
in Fanzinci Çizgi Romanları by Darkruse, 10-09-10 23:32
in Fanzinci Çizgi Romanları by ozanca2, 10-09-10 23:22
in Fanzinci Çizgi Romanları by Berk Ergin, 10-09-10 23:06
in Fanzinci Çizgi Romanları by Ryu Hayabusa, 10-09-10 23:04
in Fanzinci Çizgi Romanları by Berk Ergin, 10-09-10 23:04
in Fanzinci Çizgi Romanları by ozanca2, 10-09-10 22:57
in Fanzinci Çizgi Romanları by Darkruse, 10-09-10 22:57
in Fanzinci Çizgi Romanları by Berk Ergin, 10-09-10 22:56